"Bambaşka Bir Şehir" adlı albümünü müzikseverlere sunan Murat Evgin, arı gibi çalışıyor.
"Bambaşka Bir Şehir" adlı albümünü müzikseverlere sunan Murat Evgin, arı gibi çalışıyor.
"Bambaşka Bir Şehir" adlı albümünü müzikseverlere sunan Murat Evgin, tabiri caizse şu sıralar arı gibi çalışıyor.
Bir yandan dizi müziklerine diğer yandan da TRT FM'deki programına devam eden Evgin, son iki klibinin çekimlerini de aynı günde, üstelik hayli yüksek rakımlı yerlerde tamamladı. Genç şarkıcı, çatılarda geçen gününü ve annesinin klipleri gördüğünde verdiği tepkiyi ise Kelebek'e anlattı.
Beyoğlu’nda çatı çatı dolaşıyorsunuz, son iki klibinizi çatılarda çektiniz. Neden bir günde iki klip ve neden böyle zorlu bir mekan seçimi?
- Evet, bu aralar hep çatılarda dolanıyorum. "İstiklal’de" şarkımın klibi için İstiklal Caddesi’ni gören bir yer arıyorduk, "Bambaşka Bir Şehir" için de İstanbul’u gören bir yer lazımdı. Bu yüzden ikisi de çatıda çekildi. Bu arada annem "İstiklal’de"nin klibini görünce "Nereye çıkmışsın" diye çığlık attı.
İki klip aynı dönemde mi gösterilecek?
- İki klibi bir arada çektik, ama "İstiklal’de" ile çıkış yapacağım için önce onu izleyeceksiniz.
"Arka Sokaklar" dizisinde duymaya alıştığımız "Bambaşka Bir Şehir" şarkısıyla niye çıkmadınız?
- Yaza daha uygun bir şarkı olduğu için "İstiklal’de"yi seçtik. "Bambaşka Bir Şehir"i daha sonra kullanacağız.
Nerelerde göreceğiz klibinizi?
- Bütün müzik kanallarına verdik, hangileri yayınlarsa onlara teşekkür ediyoruz. Bir de sanatçıyla televizyonların bütünleşememe gibi bir sorunu var. Müzik kanallarının bazıları tam istediğimiz vizyona sahip, bazıları sadece para ödersen yayınlıyor klibi, bazılarının da kendilerine göre kriterleri var. Kaldı ki o kriterleri çok merak ediyorum! Böyle giderse birkaç sene sonra müzik sektörü kalmayacak! Sonuçta gerek televizyonların, gerekse radyoların bize; bizim de onlara ihtiyacımız var. Ama kimse bunu umursamıyor gibi...
Tekelleşme gibi bir durum mu söz konusu?
- Tekelleşmeden öte yapılan işlere değer vermeme, müzikten çok skandallarla göz önünde olan insanların şarkılarını ön plana çıkarma gibi bir sistem var. Müzisyen kökenli insanların müzikleri daha çok değer görmeli diye düşünüyorum. Bu sözüm yanlış anlaşılmasın, sonuçta Melih Kibar kimya mühendisi, Nejat Yavaşoğulları da mimardı, bu değil benim söylemek istediğim. Mankeni, oyuncusu herkes şarkıcı oluyor, onlardansa müzisyen tabanlı insanlar bu işi yapmalı bence... "Abi şunu şöyle yaparsak tutar, böyle söz yazarsak satar" cinsi işler olmamalı.
Albümün hazırlık süreci biraz uzun sürdü galiba...
- Evet, araya askerlik, evlilik girdi. Yaklaşık 1,5 seneye yayıldı kayıtlar. Askere gitmeden önce bitmişti aslında kayıtlar ama dönünce tekrar inceledim. Eklemeler, düzeltmeler yaptım. Bu da iki, üç ayımı aldı.
Biraz da albümün genelinden söz eder misiniz?
- Albümde 11 şarkı var, bunlardan 9’unun söz ve müziği bana ait, içlerinden birini de Sezen Aksu için yazdım. Adı "Seni Uzaktan Sevmeme İzin Ver"... Sezen Aksu beni 3 yaşımdayken dudaklarımdan öpmüştü ve ben 20 yaşına kadar onun etkisinden kurtulamamıştım. Annemle babam hep esprisini yapar zaten, "Bir öptün çocuğu hálá etkisinden kurtulamadı" diye... 20 yaşımdayken Çırağan Sarayı’nda bir davette yine aynı masada oturuyorduk. O gece ona uzun
uzun baktım ve eve gittiğimde bu şarkı çıktı. Albümde bir de "Mektup" diye bir şarkım var. Ekim ayında PTT ile ortaklaşa bir proje kapsamında "Mektup" kültürünü geri getirme adına bir çalışma yapacağız.
Sezen Aksu dinledi mi ona yazdığınız şarkıyı?
- Ona yolladım tabii, ama yoğun bir temposu olduğu için henüz konuşamadık kendisiyle.
Albüm için bu kadar emek harcadınız, korsanla nasıl baş edeceksiniz?
- Geçen hafta İzmir, Ankara ve Eskişehir’de imza günü ve konserler yaptık. Orada bir çocuk geldi ve "Abi kusura bakma, biz indiriyoruz internetten" dedi. Bunu gelip bana söylemesi çok kötüydü. Yurtdışında koleksiyonerlik var, herkes orijinalini almak istiyor. O kültür bizde oturmamış. Bir de yüz binlerce insan her hafta futbol maçlarına gidiyor, ama kimse tiyatroya ya da konsere gelmiyor. Bir ülkede sadece televizyondaki müzik varsa, o müzik endüstrisinde sorun var demektir.
Başka ne gibi projeleriniz var?
- Ben TRT FM’de bir radyo programına başladım. Pazartesi akşamları saat 22.00-24.00 arasında... Müziğin mutfak kısmını anlatıyoruz, şarkıların kayıt evrelerini dinletiyoruz.
Daha önce radyoculuk yapmamıştınız, bu işe ısınmak zor olmadı mı?
- Radyo, televizyon ve sinema okuduğum için pek zorlanmadım. İlk haftalardaki tutukluğumu da çabuk attım üzerimden.
En büyük hayaliniz ne?
- Eğitime destek olmak adına hayata geçirmek istediğim bir projem var. İstanbul’dan Anadolu’ya tüm okullarda konser vermek istiyorum. Şimdiye kadar hiç konser görmemiş şehirler var, oralara ulaşmak niyetindeyim. Eğitime katkı sadece kitap, defter değil, kültür ve sanatla da olmalı diye düşünüyorum. En büyük hayalim bu. Bir de İpsiz
Recep’in hayatının konu edildiği bir dizi projesi var. İpsiz Recep, Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul’dan Rize’ye silah nakliyatını yapan Kuva-i Milliye çetelerinden birinin başı. Benim büyük dedem de İpsiz Recep’in sağ koluymuş. Normalde askeriyede eğitim alan Zekeriya dedem savaş çıkınca okulu bırakıp göreve başlamış ve bu şekilde İpsiz Recep’in sağ kolu olmuş. Kurtuluş Savaşı’nda mücadele etmişler. Dolayısıyla o dizi beni çok heyecanlandırıyor. Olursa gerçekten iyi bir iş çıkaracağımı düşünüyorum.
Güvenlik önlemi olmadan çatıda yürüdüm
Çatının tam kenarında durduğunuz sahnede güvenlik önlemi alınmıştı değil mi?
- Pek sayılmaz... Güvenlik önlemi olarak çelik ipli yelek vardı, ama ayakta durduğum için onu kullanamadık. Aşağıya bakamıyordum, çünkü insanlar karınca gibi görünüyordu.
Çatıya ekipmanı nasıl taşıdınız?
- O biraz zordu işte... Özellikle "Bambaşka Bir Şehir"i çekerken dört metre aşağıdaki bir çıkıntıya kurduk ekipmanı.