Federasyonumuz yok ama dünya şampiyonasına ev sahipliği yaptık 'Şampiyon Ölüdeniz '
Muğla’nın en çok turist çeken ilçelerinden Fethiye, 2-6 Temmuz tarihleri arasında yapılan Yamaç Paraşütü Akrobasi Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptı. Dünyanın 12 farklı ülkesinden yarışmaya katılan akrobatlar arasında biri bayan toplam iki Türk pilot yarıştı.
Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yaptığı uluslararası yamaç paraşütü organizasyonu olan yarışmada birinci olan Arjantinli pilot Hernan Pitocco, “Her kıtada birçok noktada uçtum; ama yamaç paraşütü yapmak için gördüğüm en uygun yer Fethiye oldu.” diyor. Yarışmanın tek bayan sporcusu olan 19 yaşındaki Mercan Günel ise genç yaşına rağmen diğer tecrübeli pilotlar arasında hemen fark ediliyor. 14 yaşından bu yana yamaç paraşütü yaptığını söyleyen Günel, bir federasyonsuzluktan, bir de sponsor bulamamaktan şikâyetçi.
En tehlikeli sporlar arasında gösterilen yamaç paraşütünün akrobatları Türkiye’de ilk kez resmi bir organizasyonda yarıştı. Bu sporun yapılması için gerekli tüm ihtiyaçlara cevap veren ve muhteşem doğasıyla yerli yabancı birçok turisti çeken Ölüdeniz’deki müsabakada 12 ülkeden toplam 50 sporcu yarıştı. Almanya, Arjantin, Brezilya, Fransa, Avusturya, İspanya, Danimarka, Arnavutluk, Makedonya, İran, İsrail gibi ülkelerin yanında ev sahibi Türkiye’den de Mehmet Akkoç ve Mercan Günel yarışmaya katıldı. Yamaç paraşütü akrobasisi, Türkiye’de pek tanınmasa da bu spor için en uygun mekân Türkiye’de bulunuyor. Yabancı sporcuların da ‘muhteşem’ ve ‘heyecan verici’ olarak değerlendiği pistte, bu çapta bir organizasyon ilk kez düzenleniyor. Yarışmanın Türkiye’de koşulması için çaba sarf eden Türkiye’nin en köklü yamaç paraşütü okulu İkarus Havacılık’ın sahibi Can Gül, “Gayretlerimiz boşa çıkmadı ve federasyonumuz olmadığı halde tecrübemize güvenip bu yarışmayı bize verdiler. Önümüzdeki seneye kadar federasyonu da kurup Ölüdeniz’in muhteşem pistine yüz binleri çekmek istiyoruz.” diyor.
Can Gül, ‘Yamaç Paraşütü: Başlangıç Seviyesi Pilotları İçin adlı kitabın da yazarı. 1988’de Türk Hava Kurumu’nun “uçak paraşütü” kursları ile paraşütle atlama sporu, 1990’lı yıllarda ise yamaç paraşütü ile tanışmış. Ölüdeniz’deki Babadağı’nı 1980’lerin sonunda keşfeden Alman pilotlardan da uçuş eğitimleri almış. Daha sonra da, Türkiye’de herhangi bir yamaç paraşütü federasyonu bulunmadığı için Amerikan Yamaç Paraşütü Birliği’nde sınavlarına girerek “yamaç paraşütü eğitimi sertifikasını” almış. Turizm Otelcilik Fakültesi’ni bitirdikten sonra da doğa turizmi üzerine yoğunlaşmış. 1995’te İkarus Havacılık’ı kurmuş. Binlerce atlayışlık “yamaç paraşütü” deneyimi olan 38 yaşındaki Gül, 13 senedir öğrencilerine “yamaç paraşütü” sporunun inceliklerini öğretiyor. Avusturya, Fransa, Kaçkarlar, Sahra Çölü’nde sayısız atlayış gerçekleştiren Gül, 4000 metreden yamaç paraşütü yapan tek Türk unvanı taşıyor. Şimdiye kadar birçok genci de yetiştirmiş ve bu isimler şimdi uçuş eğitmenliği yapıyor. İkarus Havacılık, çeşitli spor organizasyonları yanında amatörler için tandem (eğitmen eşliğinde yapılan uçuş) atlayışlar yaptırıyor meraklılarına. Türkiye’nin en eski kurumu olma avantajını elinde tutan İkarus, sağladığı güvenlik, tecrübe ve malzeme kalitesi nedeniyle en çok tercih edilen şirket. İkarus bünyesinde 40 kadar eğitmen çalışıyor. Yamaç paraşütü hakkında belgesel filmler çeken ve çeşitli prodüksiyonlara imza atan şirketin kameramanı, ışıkçısı, teknisyeni dâhil tüm personel uçuş eğitimi almış.
Fethiye’de düzenlenen Dünya Yamaç Paraşütü Yarışması’nın en dikkat çekici siması hiç şüphesiz tek bayan yarışmacı olan Mercan Günel. 19 yaşındaki sporcu, 5 yıl önce annesinin telkinleriyle bu spora başladığını anlatıyor. Genç yaşına rağmen birçok pistte yarışan Günel, en iyi pistin Babadağı olduğu konusunda diğer sporcularla aynı fikri paylaşıyor. Ölüdeniz doğumlu olan Günel, bayan olmanın dezavantajlarını yamaç paraşütüne olan tutkusu sayesinde avantaja çevirmeye çalıştığını ifade ediyor. Paraşüt akrobasisini sürdürmeyi düşündüğünü söyleyen Günel, federasyona ihtiyaçlarının olduğunu anlatıyor. Porfesyonel paraşütçülerin masraflarını karşılamak için sponsora ihtiyaç duyduklarının altını çizen genç sporcu, “Bu sporda en iyi mekân bizde. Destek verildiği takdirde en iyi akrobatlar da yetişecektir. Bana destek verenlerin emeği karşılıksız kalmayacak.” diyor.
Kuş olup uçtum, Ölüdeniz’e düştüm!
Uçuş hikâyelerinin neredeyse tümü “İnsanoğlunun en büyük rüyasıdır uçmak…” diye başlar. Daha uçmazdan evvel uçmak herkesin rüyasına girer mi bilinmez ama uçtuktan sonra rüyada uçacağınız kesin. Yer çekimine tâbi bir canlının uçması tabiatıyla rüyalara girecek kadar önemli bir olay. Uçmak demişken Hezarfen’i anmamak olmaz; diğer tüm uçuş hikâyeleri gibi… Adına havaalanı bile yapılan Hezarfen’den bu yana çeşitli uçuş denemelerine girişen insanoğlu, uçak, helikopter, planör, paraşütten sonra 80’li yıllarla birlikte yamaç paraşütünü de keşfetti. Bir dağın eteğinden koşarak paraşütün havalanmasıyla başlayan bu spor, ayağınızın yerden kesilmesiyle sürüyor; bir süre havada kaldıktan sonra çoğunlukla (!) yumuşak inişle neticeleniyor. Hava koşullarının, uçtuğunuz malzeme kalitesinin, uçuş hocanızın ve şansınızın rolü, inişin sertlik derecesini belirleyen faktörler… Günden güne gelişen teknoloji, kanat yapım tekniklerine de tesir etmiş olacak ki, uçmakla yetinmeyenler de çıkmış meydana ve maceranın boyutu iyice ilerlemiş; maceraperestler işi hava akrobasisine bile dökmüş! İşte bu akrobasinin uluslararası yarışmalarından biri de ilk kez Türkiye’de yapıldı. 2-6 Temmuz tarihlerinde Fethiye’de gerçekleştirilen ve yerli yabancı turistlerin ilgi odağı olan Ölüdeniz, bu kez de gökyüzü cambazlarına ev sahipliği yaptı. Aslında Ölüdeniz, yamaç paraşütü yapmak için dünyanın en elverişli mekânı olarak görülüyor. Yarışma için gelen yabancı sporcular da dünyanın dört bir yanında uçtuktan sonra Fethiye’ye türlü methiyeler düzüyor. Eşsiz doğası, konforlu konaklama derken Fethiye’yi bu spor için cazip kılan aslında masmavi denizin hemen yanında yükselen 2 bin metrelik Babadağı.
Sıkıysa atlama!
Un ufak olmuş kaya parçalarıyla kaplı dar bir yoldan çıkılan Babadağı’na araçla tırmanmak yaklaşık bir saat sürüyor. Çıkarken tüm vücudunuzu saran adrenalin, paraşütle inişteki heyecanı geride bırakıyor. Haliyle bu kadar gözü korkutan bir dağdan araçla geri inmeyi düşünmek aklınızdan geçen son şey oluyor. O nedenle Babadağı’nın zirvesinden atlamadan dönen yok. 2 bin metreyi arabayla inmektense tüm yükseklik korkularına rağmen paraşütle inmek daha cazip geliyor. Sizden önce zirveye varanlar bir bir uçup gözden kaybolurken, heyecan tavan yapıyor. Sıra size geldiğinde uçuş hocanız yavaş yavaş direktifleri veriyor. ‘İyice havalanana kadar var gücünüzle koşmanız gerekli’, ‘sakın havalandık diye koşmayı bırakmayın’, ‘sakin olun’ ve gökyüzünün tadını çıkarın. Hızla veriliyor start ve hiçbir şey düşünemeden koşmaya başlıyorsunuz. Tam bırakacak gibi olduğunuzda hocanın direktifi geliyor aklınıza ve koşmaya devam ediyorsunuz. Derken birdenbire ayaklarınız yerden kesiliyor ve zirveden uzaklaşıyorsunuz. Sizden evvel atlayanlara takılıyor ilkin gözleriniz ve yavaş yavaş muhteşem Ölüdeniz manzarasına doğru kayıyor odağınız. Gökyüzünde kandil gibi asılmış paraşütler yavaş yavaş süzülürken içlerinden bazıları sıra dışı hareketlere başlıyor. Anlıyorsunuz ki, bunlar adrenalin tutkunu pilotlar. Derin bir heyecan ve şaşkınlıkla musalla taşına teğet geçen bu insanları göz ucuyla takip ederken birden halinize şükretmeye başlıyorsunuz. İyi ki sizin pilotunuz da sizi hiçe sayıp birden çıldırmıyor (!) Yaklaşık yarım saat süren bu gökyüzü temaşası otellerin ve insanların belirmesiyle sona yaklaşıyor. Paraşütte bulunan ve bir direksiyon kadar etkili olan mekanizma iniş yapacağınız yeri şansa bırakmıyor. Yerdeki görevli inişin olabildiğince zararsız geçmesi için sizi bekliyor ve bir kaldırımdan aşağı iner gibi yerle temas etmenizi sağlıyor. Çok şükür, artık ait olduğunuz yerdesiniz ve ayağınız yere basıyor.
m.yegen@zaman.com.tr
MEHMET RIFAT YEĞEN
Bu haber 255 defa okunmuştur.
|