Kayıt: Oct 03, 2007 Mesajlar: 260 Nereden: Diyarbakır
Tarih: Prş Nis 17, 2008 6:01 am Mesaj konusu: Turk Halk Edebiyati hece hece ölçüsü nazım türleri...
türklerin İslam dinini kabul etmelerinden sonra, halk arasında İslam öncesi türk edebiyatı geleneğinin sürdürülmesiyle gelişen edebiyat türüdür. türklerin İslam öncesi toplumsal yaşamlarında yönetenler ve yönetilenler arasında anlayış, düşünce ve ideal bakımından büyük farklılıklar yoktu. ozanların sazla çalarak söyledikleri aşk ve doğa şiirleri, destan ve sagular bütün türklerin duygularına sesleniyordu.
..İslamiyet'in kabulünden sonra bu birlik bozuldu. kentlerde kurulan medreselerde yetişenler kendilerini halktan ayrı tutmaya başladılar. ayrıca yönetim, siyaset ve askerlik alanındaki etkinlikleri nedeniyle bazen devlet ve saray korumasında olan bir sınıf ortaya çıktı. divan edebiyatı bu kesimden insanların duygu, düşünce ve zevklerini yansıtırken, halk edebiyatı bunların dışındaki kitlelerin beğeni, düşünce ve ideallerini yansıtma aracı oldu. ama gerçek anlamda halk edebiyatı kavramı ancak 2'nci meşrutiyet'ten sonra yerleşti ve halk geleneklerinin ürünleri olan yapıtlar bu dönemden sonra "halk edebiyatı" olarak adlandırılmaya başlandı...
bu yapıtlar, genellikle öğrenim görmemiş köylüler, kasabalılar ya da kentliler ile yeniçeri ve tekke çevreleri gibi yine halktan kopmamış zümreler arasında, zaman içinde dinin, tasavvufun, tarikatların ve divan edebiyatı'nın etkisiyle değişikliklere uğramış eserlerdir. İslamiyet'in kabulünden sonra anonim halk edebiyatının temel ürünleri sayılan atasözü, destan, masal, bilmece, mani, türkü, ağıt, mesnevi gibi türlerde büyük gelişme görüldü. türk halk edebiyatı'nın ilk gerçek örnekleri karahanlılar döneminde ortaya çıktı.
kaşgarlı mahmud'un "divanü lügati't türk" adlı eserindeki manzum örnekler türk halk şiirinin temel biçimi olan dörtlüklerle söylenmiş ve genellikle yedili, sekizli ve on ikili hece ölçüleriyle düzenlenmişti. bu eserde atasözleri de bulunuyordu. yine karahanlılar döneminde oluşmuş "satuk buğra halk destanı" ve 11 ve 12'nci yüzyıllarda türkistan'da yedisu bölgesinde doğduğu sanılan eski türk destanlarından motifler taşıyan manas destanı da bu dönem halk edebiyatının önemli eserleri arasındadır.
hece
türk halk edebiyatı nazımda hece ölçüsüne (veznine) dayanır. bu nedenle hece ölçüsünün tanımlanması gerekir. hece, tek bir sesli harften ya da bu sesli harfin başına ya da sonuna gelen bir ya da birden çok sessiz harften oluşan ses öbeğidir. örneğin, o, ot, bir, git, kırk gibi. kapalı ya da engelli denilen heceler sessiz harfle, açık ya da engelsiz heceler sesli harfle biter...
hece ölçüsü (veznİ)
şiirde mısralardaki hece sayısının eşit olmasına dayanan ölçüdür. türkçe'nin yapısına uygun bir ölçüdür. hecelerin sayısı parmakla sayıldığı için "parmak ölçüsü" adıyla da bilinir. türkçe'de heceler uzunluk kısalık bakımından hemen hemen aynı değerdedir. bu yapısal özellik şiirde hece ölçüsünün kolayca kullanılmasına imkan verir. İlk yazılı türk edebiyatının ürünleri olarak bilinen göktürk yazıtları'nda şiir bulunmamasına rağmen şiirsel özellikler taşıyan ve hece ölçüsüne uyan bölümler vardır. kaşgarlı mahmud'un divanü lugati't türk eserindeki şiirler de hece ölçüsüyle yazılmışlardır. türklerin İslamiyet'i kabulünden sonra divan edebiyatı ve aruz ölçüsünün yaygınlaşması hece ölçüsünün yalnızca tekke ve aşık edebiyatına özgü bir ölçü olmasına yol açtı.
hece ölçüsünde kalıbı dizelerdeki hecelerin sayısı belirler. her dizesinde 11 hece bulunan bir şiirin kalıbı "11'li hece ölçüsü" olarak gösterilir. bir hecenin belli bölümlere ayrılmasına "durgulanma", bu bölümlerin okuma sırasında hafifçe durularak vurgulanan yerlerine de "durak" denir. kalıplar 2'liden başlayarak 20'lilere kadar çıkar. az heceli, yani 2'liden 6'lıya kadar kalıplar tekerleme, atasözü, bilmece gibi ürünlerin şiirsel parçalarında uyum öğesi olarak yer alır. bu tür kısa kalıpların durakları dizenin sonundadır.
hece ölçüsünde durağın önemi büyüktür. bir kalıp en az 2, en çok 5 duraklı olabilir. bir durakta bulunan hece sayısı ise 1 ile 10 arasında değişir. hece kalıpları duraklar ve duraklardaki hece sayıları bakımından bölümlenir. bu kalıplar içinde en çok kullanılanlar 7'li, 8'li, 11'li ve 14'lü olanlardır. 7'li ölçü daha çok mani türünde kullanılmıştır. 8'li kalıp semai, varsağı, destan ve türkülerin ölçüsüdür. 11'li ölçü ise başta koğma ve destan olmak üzere aşık ve tekke debiyatı şiirlerinde kullanılmıştır. 14'lü hece ölçüsüne ise daha çok tekke şiiri ve çağdaş türk şiirinde rastlanır...
tasavvuf yada tekke edebİyati
halk edebiyatının "tasavvufi halk edebiyatı" ya da "tekke edebiyatı" denilen türü 12'nci yüzyılda ahmed yesevi ile başladı. ama anadolu'nun bu alandaki ilk ve en büyük şairi yunus emre'dir. anadolu'da 19'uncu yüzyyla değin çeşitli tarikatlarla gelişen bu edebiyat geleneğinin sürmesinde en önemli rolü alevi-bektaşi ve melami-hamzavi şairler oynadı.
tekke edebiyatı şairleri, yalın bir dille, hece ölçüsüyle ya da aruzun heceye yakın yalın kalıplarıyla şiirler yazdılar. tekke şiirinin genel adı, özel bestelerle okunan ve tarikatlara göre değişik isimlerle anılan ilahilerdi. nazım birimi dörtlüktü. ama gazel biçimde yazılmış ilahiler de vardır. bu edebiyatın düzyazı biçimini ise evliya menkıbeleri, efsaneler, masallar, fıkralar ve tarikat büyüklerinin yaşamlarını konu alan yapıtlar oluşturur.
âşik edebİyati
halk edebiyatının aşık adı verilen halk sanatçılarının ürünlerinden oluşan ve 16'ncy yüzyılın başlarında ortaya çıkan "aşık edebiyatı" türünde ise söz ve müzik birbirini tamamlayan iki unsurdur. günümüzde varlıklarını sürdüren aşıklar, bir yandan eski destan geleneğini yaşatırken, bir yandan da doğaçlama aşk şiirleri söyler, başka sanatçıların ürünlerini yayar, çeşitli törenlerde bir eğlence unsuru olarak yer alırlar. aşık şiirinin nazım biçimi de dörtlük olmakla birlikte dize sayısı çoğalıp azalabilir.
bu edebiyatın başlıca türleri destan, güzelleme, taşlama, koçaklama, ağıt ve muammadır. genellikle yalın ve yapmacıksız bir dil kullanılan aşık şiirinde yinelemeler, boş tekerlemeler, ölçü ve uyak tutturmada kolaylık sağlayan yakıştırmalar bulunur.
aşiklarimiz
aşık edebiyatının en büyük şairleri 16 ve 17'nci yüzyılda yetişti. bunlar arasında aşık ömer, gevheri, katibi, kayıkçı kul mustafa, şahinoğlu, katip ali, karacaoğlan, üsküdari, aşık halil, aşık ali, aşık mehmed sayılabilir. 18'inci yüzyılın aşık şairleri arasında ise kabasakal mehmed, levni, kıymeti, mecnuni ve nuri sayılabilir. bayburtlu zihni, dertli, seyrani, tokatlı nuri, erzurumlu emrah, ruhsati, sümmani, celali, muhibbi, dadaloğlu, beyoğlu, seyyit osman 19'uncu yüzyılın aşık şairleridir. 20'nci yüzyılda ise sönmeye yüz tutan aşık edebiyatı mazlumi, kahraman, mesleki, talibi, karamanlı gufrani, aşık ali İzzet ve aşık veysel gibi şairlerle bir gelenek olarak varlığını sürdürdü.
nazim türleri
kahramanlık şiirleri
yine soylu savaşçılarla, hükümdarların kahramanlıklarını ağırbaşlı, yüce, dramatik bir üslupla, belirli biçimsel kurallara bağlı kalarak anlatan şiirlerdir. genellikle tek tip çalgı eşliğinde okunur ya da hal şarkısı olarak söylenirler. halk ozanlarının yapytlary aracyly?yyla ku?aktan ku?a?a nakledilirler. halk edebiyatında yiğitlik, yurt sevgisi gibi konuları ya da tarihsel olayları coşkulu bir anlatımla işleyen kahramanlık şiirleri vardır. şiir, destan ve koçaklama türünde yazılmışlardır.
halk şarkisi
en eski halk edebiyatı biçimlerinden biridir. sözlü gelenek içinde yaşayan, daha çok duyarak, yani kulaktan öğrenilen ve alilerle sınırlı toplumsal gruplar içinde yayılan şarkılardır. en belirgin özelliği, günlük yaşamdaki etkinliklerle yakın ilişkili olmasıdır. köylerde bu tür etkinlikler ekin, hasat, harman, iplik eğirme, dokuma, bebek uyutma, içki, oyun oynama gibi etkinliklerdir. halk şarkılarının haber ve dedikodu iletmek, yerel tarihle, aile kütüklerini belgelemek, bir topluluğun bilgi ve edebiyat birikimini korumak, sürdürmek gibi işlevleri de vardır.
koşma
halk edebiyatımızda doğa, aşk, ölüm, ayrılık, yiğitlik, toplumsal olaylar gibi konuların işlendiği en sık kullanılan şiir türü. dörder dizelik bendlerden oluşur. bend sayısı genellikle 3, 5 arasındadır. hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 duraklı 11'li kalıbıyla yazılır. şair koşmanın son bendinde ismini ya da mahlasını söyler. koşmalar dile gitirilen duygular ve söylenişlerine göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi isimler alır. karşılıklı konuşma şeklinde yani "dedim" "dedi" diye başlayan dizelerle de söylenebilir. bu tür koşmalara "mürâcaa" ismi verilir. bütün kafiyeleri cinaslı olan koşmalara "tecnis" denir.
koşmaya örnekaşik veysel)
yiğidin eyisini nerden bileyim
yüzü güleç, kendi yaman olmalı
kasavet serine çöktüğü zaman
gönlünün gâmını alan olmalı
benim sözüm yiğit olan yiğide
yiğit olan muntazırdır öğüde
ben yiğit isterim fırka dağında
yiğidin başında duman olmalı
yiğit olan yiğit kurt gibi bakar
düşmanı görünce ayağa kalkar
kapar mızrağını meydana çıkar
yiğidin ardında duran olmalı
sâfi güzel olan, bazı kötü
yiğidin densizi ey'olmaz zati
gayet durgun ister silahı atı
yiğit el çekmeyip viran olmalı
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız