Üye Ol Hesabınız

Anasayfa | Yeni Albümler | Radyo | Radyo İstek | Müzik Dinle | Biyografi | Şarkı Sözleri | Haberler

Özel Arama
dinLeFm.Com :: Başlığı Görüntüle - Müzikte notaların kökeni ve Pisagor
 SSSSSS   AramaArama   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları     ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   GirişGiriş 

Müzikte notaların kökeni ve Pisagor



 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    dinLeFm.Com Forum Ana Sayfası -> Müzik Genel
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
ali
Admin
Admin


Kayıt: Oct 28, 2007
Mesajlar: 236

MesajTarih: Pzr Arl 23, 2007 12:51 am    Mesaj konusu: Müzikte notaların kökeni ve Pisagor Alıntıyla Cevap Ver

Müzikte notaların kökeni ve Pisagor Pisagor her ne kadar meşhur dik üçgen teoremi ile tanınsada, günümüz bilminin ulaştığı sevyede çok büyük bir paya sahiptir. Pisagor kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak farklı bilim dallarına ayırmış ve bu nedenle ’bilgi seven’ anlamına gelen ’filozof’ sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Tüm bunların yanında müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temelini atılmıştır. ( M.Ö. 530-450)

Tüm yaşamını bilime ve insanlığa adayan pisagor, evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanırdı. Bu düşüncesine uygun olarak müziğin içindeki gizli matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken, demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarmasının ilgisini çekmesi üzerine, dükkana kapanarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış alarak notaları bulduğu rivayet edile gelmiştir.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı. Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,….) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,….) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.
Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır. Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır. ‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ’si’ adını almıştır.
Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.

(1) PİSAGOR KOMASI: frekanslarının birbirine oranı 3^12 / 2 ^19 = 531441/524288 (yaklaşık 1.013243) olan iki nota arasındaki fark. 3'ü kaç kere kendisiyle çarparsanız çarpın çıkan rakamın 2'ye tam bölünmeyeceği şeklinde tezahür eden acı gerçeğin, insanlığın müzikte yarattığı düzenle çatışmasının bir sonucudur. bir notadan başlanır, frekansının üç katı hesaplanarak o notanın beşlisi, sonra elde edilen notanın beşlisi hesaplanır. bu olay 12 kere tekrar edildiği vakit, ilk notaya dönüleceği sanılırken o notadan bir pisagor koması daha ince bir notaya varılmıştır. ditonik ("iki nota arası"; si diyez-do arası) koma da denir.

(2) DIDYMUS KOMASI: frekanslarının birbirine oranı 81/80 = 1.0125 olan iki ses arasındaki aralık. çoksesli çalınınca iyi tınlayan bir akort düzeni için 5/4 olarak hesaplanmış üçlü aralıklar gerekir; 5/4, doğal majör akorunun üçlüsünü oluşturan armonik sesin frekansıdır (örneğin mi = do * 5/4). doğal üçlü aralık ile yukarıdaki yöntem ile aynı nota olduğu zannedilen notanın frekansının hesaplanması (3^4/2^Cool ve bu iki rakamın karşılaştırılması durumunda karşımıza işte bu didymus koması adlı hain fark çıkar; çifte hüsran. sentonik koma da denir. batı müziğindeki muhtelif akort sistemleri bu iki komadan gelen hataların nasıl "yuvarlanacağı" ile ilgili çeşitli tavizlerin sonucu ortaya çıkmıştır.

(3) türk müziğinde kullanılan "koma" ise bir oktavın 53'de birine (frekans değeri 2^(1/53), yaklaşık 1.013164) denk düşen ve yukarıdaki iki değerin arasında kalan bir rakamdır (her ne kadar bazı nazariyat kitapları türk müziği komasının pisagor'cu koma olduğunu söylese de) pisagor akort düzeni'ni esas alan arel ezgi sisteminde, yaklaşık 9.006 komaya denk düşen tam aralık 9 koma, yaklaşık olarak 3.985 koma olan diyatonik yarım aralık (bakiye aralığı; mi-fa, si-do arasi) 4 koma kabul edilir. böylece bir oktav 53 komaya yuvarlanmış olur.

batı müziğinin bu kadar incelikli işten sonra gele gele geldiği nokta olan eşit aralıklı akort düzeninde ise komaya falan gerek yoktur, bir oktav haşırt diye onikiye bölünür, daha fazla bölünmez. illa da koma hesabı yapılacaksa, tam aralık yaklaşık 8.8333, yarım aralık yaklaşık 4.41667 komaya denk düşer. bu düzende bütün aralıklar birazcık uyumsuzdur, yalnızca oktavlar tam olarak uyumludur. her notada biraz yuvarlama hatası vardır


Pisagor Koması

Türk musikisi ses sisteminde, bir sekizli, 24 gayri müsâvî aralığa değil, 17 aralığa bölünür. Bu aralıklar gayri müsâvî ise de, bazı şartlarda müsâvî imiş gibi bir muamele görür. kullanılırsa da, nazariyatta bunlar 17 bölgede toplanır. Batı musikisinde, Fisagor sistemi içinde 35 farklı ses yazılır ve icra edilir. Bu 35 farklı ses, 12 bölgede toplanır. Transposition kolaylığı sağlamak için, bu 12 bölge, tampere sistemde, eşit aralıklıymış gibi düşünülür ve sabit perdeli sazlarda, o şekilde kullanılır. Bu düşünüş tarzı, 13. beşlide ilk sese kavuşmaya ve sistemi kapalı hâle dönüştürmeye de imkân sağlar.” (Tura, 1988, sayfa 128)

Aşağıdaki gözlemimizle Tura’nın tespitlerini birleştirip, önerimizi tartışmaya sunmak istiyoruz:

Türk musikisinde F harfi ile gösterilip fazla adı verilen aralık, 531 441 / 524 288 oranındaki Pisagor komasıdır ve Cent cinsinden karşılığı 23.46’dır. 1200 / 23.46 = 51.15’tir. Yani, bir sekizli yaklaşık olarak 51 Pisagor komasından oluşmaktadır. Bugünkü kullanımda ise, ‘koma’ denilince, genellikle, oktavın 53 eşit parçaya ayrılmasıyla elde edilen 22.64 Cent’lik aralık (Holder koması) anlaşılmaktadır.

Zarlino dizisinde olduğu gibi Lâ – Si ve Re – Mi aralıkları küçük tam ses; Do – Re, Fa – Sol, Sol – Lâ aralıkları büyük tam ses; Si – Do ve Mi – Fa aralıkları küçük yarım sesten oluşuyor kabul edilirse, ortaya bizim Rast perdelerimize benzeyen toplam 51 Pisagor koması genişliğinde şöyle bir dizi çıkar (Şekil 5’in üst kısmı):


Şekil 5 Eşit-olmayan 17 aralığa sahip geleneksel ses sistemimizin eşit aralıklıymış gibi düşünülmesi durumunda ortaya çıkan bölgeleri, bugün kullanmakta olduğumuz nota adları ve yerleri ile karşılaştırma grafiği

Şimdi de, Şekil 5’in altında uzun dikey çizgilerle gösterilen ve bir sekizliyi pestten tize 3’er Pisagor koması genişliğinde 17 eşit aralığa bölen kısma gözatalım. Safiüddin’in kullandığı perde adlarına göre düzenlenmiş bu şekilden anlaşıldığı üzere, örneğin Segâh bandı, 3 Pisagor koması genişliğindedir. Alt – orta ve üst olmak üzere 3 bölgeden oluşmaktadır. Ne zaman hangi bölgenin kullanılacağı, içinde bulunulan makama bağlı olacaktır. Örneğin, “Rast makamında Segâh perdesinin üst ucu, Hüseynî’de göbeği, Hicaz’da ise alt ucu kullanılmaktadır.” (Tura, 1988, sayfa 203).

Bu uzlaştırıcı çözüm önerisi hem geleneğe uygun bir yapı, hem de perde adlarının daha kolay öğrenilebilmesi olanağı sunmaktadır. Öte yandan, perde adedi azalmış gibi görünse de, 3’er alt-bölgeden oluştukları için gerçek durum böyle değildir. Musiki eğitimimizde çok başvurulan ‘koma’ terminolojisine de uygundur.

Özetle:

Bu bildirinin amacı, günümüzdeki teknik olanaklar sayesinde, soyut ses sistemi tartışmalarına son verilip, bilimsel/nesnel ölçütler üzerinde yoğunlaşılabileceğini göstermektir. Çünkü, a) Bir icrada kullanılan perdeler yüksek duyarlıklarla saptanabilmekte, Teorik olarak tasarlanan bir sistem derhal uygulamaya geçirilerek denenebilmektedir... Bu iki olanak sayesinde icra – teori birliğini sağlamak artık güç bir iş değildir.

Şu ana kadarki ölçüm ve denemelerimiz, musikimizde sanılandan çok daha fazla sayıda ses kullanıldığını göstermektedir. Bunların tümünün tam frekanslarını öğretmek ancak ileri akademik eğitimin konusu olabilir. O nedenle, konservatuvar ve derneklerde giriş düzeyindeki eğitim, bin yıllık gelenekte başarıyla uygulandığı gibi, bir sekizlide 17 aralık bulunduğu esasına dayandırılmalı ve perdelerin adlandırılmasında bu kurala uyulmalıdır. Perdelerin yerleri ise sabit noktalar olarak değil, belli bir frekans bandındaki değişken değerler olarak tanımlanmalıdır. Kaba bir bölünme modeli olarak sekizlinin 17 eşit aralığa bölünmesi alınabilir. Gerçek aralık ve perde değerleri ise, ölçümler bir an önce tamamlanarak belirlenmeli, ileri akademik eğitimlerde bunlar oran olarak, makam temelinde ya da onların birtakım gruplarda toplanması suretiyle ayrıca öğretilmelidir.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
Müzik Reklamcısı






Tarih: 18/06/2008    Mesaj konusu: Bu Site Google İle Gelir Elde Etmektedir...

Başa dön
SemiH
Admin
Admin


Kayıt: Oct 04, 2007
Mesajlar: 318
Nereden: D.ßaqıR

MesajTarih: Sal Arl 25, 2007 1:50 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Paylaşım İcin SaqoL Hocam !..
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et AIM Adresi Yahoo Messenger MSN Messenger
sistemondokuz
Yeni MüzikSever
Yeni MüzikSever


Kayıt: Apr 15, 2008
Mesajlar: 3

MesajTarih: Çrş Nis 16, 2008 12:32 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

sayın hocam notalar hakkında farklı bir görüşe sahibim daha önce yazdıklarımı buraya taşıyorum

sistemondokuz demiş ki:
selamlar
google a ses ve müzik ilişkisi diye yazdım . bu başlık geldi karşıma mükemmel şeyler yazılmış. memnun oldum ve hasbel kader burdayız.

degerli müzik severler.

Bugün Doktor Ömer Şafak a ses nota arasında bir matematik var bunu biliyorum aynı matematigin üzerinde rekn ile bağlantısı olduğunu hissediyorum ama araştırmaya zamanım olmadı. ve bunun üzerine ilk araştırdığımda bu güzel topic karşıma çıktı.

Renkler , sesler , ısılar arasında bir ilişki kesin vardır.bu ilişki doğanın düzeninin adıdır. Bu ilişkiyi en çok etkileyen olaylar Musiki acısından ele alırsak , titreşimin oluştugu metalin veya diger maddenin atomaik yapısı ile alakalıdır. her madde bir frekans yayar. 440 frekanslı titreşim la notası olarak kabullenmişti. bu kabullenme tamamen izafidir. 440 titreşimli la notasınında 4. oktav kabul edildiğini unutmayalım.

renklerinde frekansları ve dlaga boyları vardır. renklerin frekanslarını dalga boyları ile üst üste çakıştırı isek ilişkiyi yakalayabiliriz. birde her rengi oluşturan maddenin oluşturdugu frankasa ait tepe ve çukur degerler vardır ki bu renklerde de oluşur. ısı ise bu genişliklerde ve yüksekliklerde etkin rol oynar. zira ısı bu titreşimlerin bir ürünüdür.


gelelim bağlantıya.müzik kulagı iyi oldugunu yazan arkadaşlar özellikle sizlere söylüyorum.

renk 7 nota 7 kabul edilirse doğadaki bağlantıyı çözmek şurda dursun bırakılan bakiyelerden dolayı bu sorunun çözümü karmaşık bir hal alır.
bunu matematik modlleme cok zor ve bakiyelidir. Oysa sekar asla bakiye bırakmaz.Sekar nedir?

Matematik te sayıda 9 dur nota da dokuz olmalıdır , renk te dokuz olmalıdır. Renk tayfı incelendiğinde güneş ışıgından gelen prizmada 7 renk oluşur ben bu renkler arsında siyah olması gerektiğini de biliyordum . bugün ögrendim ki bu renkler arasında siyah çizgiler vardır.

şunuda açıklıkla ifade edebilirimki.

nasıl ki ayette belirtildiği üzere iki okyanusun suları birbirine karışmıyor ise hiç bir renginde hiçbir notrasında , hiç bir frekansınd abirbirine karışması mümkün degildir. karışan sesler uygun teknikle gayet kolay ayırt edilebilir.

Bilim olayları ayrı ayrı inceler .müzik de en eski ve en insanla iç içe olan bir olgudur . Müziği ayrı ayrı inceler iseniz bilimsel doğrulara ulaşırsınız.

Felsefe ise olayları bir bütün dahilinde inceler olayları ayrıştırmaz.
Müzik felsefesi dediğiniz zaman renk ,nota ,sayı , insan ve doğa arasındaki bütünü rahatlıla hissedebilir ve duyabilirsiniz.


Şimdi gelelim notalara. 440 4. oktav la ise 880 5. oktav la sesi oluyor. kulağı iyi olan arkadaşım. bunu bana bir izah edrmisiniz. bus sesler gam yapmış aynı ses midir. bunu nasıl hissediyorsunuz. sayısal katların oldugu matematiksel olarak ortada

ben 7 nota kavramını alenen red edeiyorum. zira almanlar 8 nota kullanıyor. Türk musikisnde de 9 nota var. 8. ve 9. notanın tam yerini bilen var ve söylerse müteşekkişr olacagım.

şimdi daha müthiş bir durumdan bahsedecegiz.
notaların dulalliği.

negatif nota ,pozitif nota

sizlerin nota dediginiz 440 titreşimin toplamının tepe ve alt degerlerinin tümü oluyor. yani 440 titreşimin 1 saniyedeki toplam taradıgı alan
notayı ses egrisinin alt kısmı ve üst kısmı diye ayırabiliriz.muhtemelen kulaklar yapısına göre kimileri noatanın alt tepe degerini kimileri ise üst tepe degerini algılayabiliryor. budurum kişilerin DNA yapısı dna sında bulunan protein zincirinin titreşime verbilecegi fiziksel dayanım ile direk alakalaı. hatta kan grubu bile bsait anlamda belirleyici olabilir. vücut sıcaklığı , sesin iletildigi atmosferin kirliliği ve sıcaklıgı , mesafede bunda etkili. sesi duyan kişinin notayı aynı mesdafede ve aynı sıcaklıkta olması gerekir. sesin kaynagına kulagın açısı ve kişinin hareketli olup olmadığıda etkilidir. diyoruz.

SANIRIM KARAKTER SINIRLAMASI VARDI . oNUN İÇİN BURADA KESMEK DURUMUNDAYIZ. ONLU NOTA SİSTEMİ VE ÖZELLİKLERİNİ BİR SONRA TARTIŞALIM.bANA tÜR MUSİKİSİNDE 9 NOTANIN ADINI VE YERİNİ SÖYLEYECEK OLAN VARSA MEMNUN OLURUM.

10. nota ise ben söyleyim sessizlik ve sessizliğin notası.
10. rekn ise renksizlik ve renksizliğin rengi

birde seslerin çarpışması ve nötrölizasyonu var onuda ilerde tartışırız.

bu arada bu yazıyı buraya direk yazdım ve okuma vaktim olmadı bir ara okur imla düzeltmelerini yaparım. bu konuda özür hakkımı kullanıyorum

Necmettin



daha önce bu konu ile alakalı yazdıgım bir yazı 4 ay önce yamışım

http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx?tabid=391&mid=2598&ItemID=8707&ItemIndex=6

RENK/MÜZİK/SAYI/ŞEKİL/ ARASINDAKİ İLİŞKİ YUMAGI
01.12.2007
Necmettin Turkoglu

Okunma Sayısı : 219

Oy Sayısı : 1

Değerlendirme : 5

Popülarite : 0

Verdiğiniz Puan :






Onlu Taban (Decimal) Üzerine Bir Fikir Jimnastiği.

Doğa onlu sitemde yaratılmıştır. Bunu hissediyor be biliyorum. Tüm disiplinlerin ifade edilebilmesi için insanoğlu sayıları keşfetti/verildi/var olanı ortaya koydu.Bu bilim dalına matematik adı verildi.Tüm bilimler bir şeyler ifade ederken matematik hiçbir şey ifade etmiyor .Yaptığı şey nedir derseniz. Bir çok doğa olayını büyüklükleri nicelik ve nitelikleri açısından ifade etmemize yarıyor.Bugün insan dediğimiz varlık sayıları kullanarak bunları karşılaştırmamızı sağlarken ticaret te ki birim kavramlarını da ortaya koyuyor.

Renk, koku ,kütle ,hacim,sıcaklık gibi kavramlar ortay koyulurken maddelerin karakteristik özelliklerinde ortaya çıkarak bir takım kabullenmeler ve kalibrasyonlar ortaya koyuluyor.Bu kalibrasyonda genellikle su kullanılıyor . Suyun birtakım özellikleri referans alınarak başka maddelere eşdeğer ataması yakıştırılıyor. Bunu da dünya kabul ediyor.

Neden su kullanılıyor? Su bir çok ilginç özellikleri taşımakta . En temel özelliği ise DİPOL OLMASI. Nedir dipol. İki kutuplu olma durumu. Bu suya mahsus bir durum. Hidrojen ile oksijen arasındaki ilginç açıdan ortaya çıkan bir durum. İşte bu açı suya büyük bir ayrıcalık tanıyor.

Suyun donma noktası 0 (sıfır) deniyor . Nerden çıktı bu sıfır.Neden ısı değerleri 1 den başlayıp 200 e 2000 e doğru gitmedi. 0 sıfırdan yukarı sıfırdan aşağı doğru sonsuza doğru yürüdü. Bu bir kabullenmemi. Kesinlikle hayır. Merkez nokta sıfır. Suyu 15 dereceden 16 dereceye çıkarmak için 1 kalori enerjiye ihtiyaç var.16 dan 17 ye yine öyle 96 dan 97 ye de öyle yani hep 1 derece için bir kalori.Gelelim -15 -16 dereceler yine Bir kalori enerjiye ihtiyaç var. Şimdi tekrar soruyorum sıfırdan yukarı ve aşağı olması bir kabullenmemi 0 dan BAŞLAYIP NEDEN POZİTİF sonsuza doğru gitmedi. (binary sayılarda olduğu gibi ) veya sıfır noktasını belirleyen nokta neydi. Tabiî ki suyun donduğu ana sıfır dendi. Peki 2 dereceden 1 dereceye düşen bir suya 1 kalori gerekirken 1 derceden 0 dereceye suyu geçirmek için yani dondurmak için kaç kalori vermek gerektiğini biliyor musunuz. 1 derecedeki suyu dondurmak yani sırı dereceye indirebilmek için. EN AZ 250 KATI 250 KALARİ GEREKİYOR.Yine -1 derecedeki suyu -2 ye sadece 1 kalori gerekiyor. İşte bu durum bu anormal durum bir dikkat çekici durum olup sıfır ile ifade ediliyor.

Oysa bilgisayarın kullandığı matematik olan binary de 0 çok basite alınmış. Eksi sayılarda öyle 0 1 diye geçiştirilmiş ( bu durum hakkındaki düşünceler daha sonra yazılacak) 0 bambaşka ve özerk bir sayı Bilgisayarda da pozitif sayılar ve negatif sayılar kullanılmalı . 0 sayısının özel bir durumu olmalı gerekir diye düşünüyoruz. Yani sıfır öyle harcı alem kullanmak ta büyük bir hata yapılıyor kanaatindeyim.

Buradan Decimal bir dünyaya geçiş yapıyoruz. Doğa decimal yaratılmıştır diyoruz. Üstelik buna üstüne basa basa söylüyoruz.

Doğa kesinlikle decimal yaratılmıştır.Bu basit bir rastlantı olarak algılanamaz. Hele hele bu bir kabullenmedir demek ise komik olmaktan öte geçmez.

Doğa insan denen canlı türü üzerine dizayn edilmiştir. İnsan tüm dünyayı inceliyor ve ona hükmetme / onu kullanma /disiplin etme çabasında. Yine insan canlı cansız arasındaki ilişkileri ortaya koymaya çalışan bir varlık. Bunu hem ekoloji olarak ,hem fizyoloji olarak üstelik işin içine birde ruhundan bir şeyler koyuyor.

İşte insan dediğimiz varlık renk /ses/ısı/koku / gibi birçok özellikleri incelediğinde karşımıza ilginç bir durum çıkıyor. Bu kavramları incelediğimizde hemen hemen her şeyin 10 tane (yoku dahil) karşımıza çıktığını biliyoruz. Decimal dünya adını verdiğimiz bu durum ilginç bir durum . Bu durumu biz sistem19 olarak adlandırıyoruz. Bugün net olarak şunu söyleyebiliriz.SİSTEM 19 KAİNATIM MATEMATİK DİZİLİŞİNİN ADIDIR.Bunun kullanılabilmesi de decimal ile mümkündür. Bir başka deyişle renk müzik ses her şey arasındaki köprü deciamal olarak vardır. Tüm çevrimler decimal üzerinedir. İnsanların düşünme mekanizması da decimal üzerine olduğu için tüm çevrimler karşılaştırmalar decimal olarak yapılmaktadır.

Bugünün yapay zeka sistemlerinde Binary sitem üzerine kurulmuştur. İnsanoğlu yapay zeka dediğimiz bilgisayarı yaparken binary ile başladı. Bunu bugün normal karşılıyorum. Çünkü her makine ve cihaz ilkel ile başladı. Yani bugünkü mükemmel olan ilerde ilkel olacaktı.Bugünkü makinelerin mecburen gelecekte ilkel kabul edileceği kesindir.

Burada şu örneği vermek istiyorum . Genetik biliminin temel kurallarını ortaya koyan Mendel bezelyeleri melezlerken hep elde ettiği danelerden düzgün daneleri seçti ve onun üzerine yoğunlaştı. Yani buruşuk daneleri hep attı. Yani yaptığı melezlemelerde neden buruşuk daneler oluştuğunu anlamak yerine düzgün danelerin nasıl ortaya çıktığını araştırdı . Ve sonuca gitti. Ogün buruşuk danelerle uğraşan genetikçiler ise o karmaşaya boğulup gittiler.

Binary de öyle , Temel ihtiyaç olan decimal bilgisayarı ortaya koymak için önce ilkel yapay zekalar olması gereken binary kaçınılmazdı. Oysa teknolojinin çığ gibi büyüdüğü optik ve silisyumun yutulduğu bugün decimal CPU dizaynı yapamaması ,daha fazla transistör gider denmesi nerdeyse 1 CPU da milyara yakın transistör kullanılan günümüzde komik oluyor.

Daha küçük mikronlara inerek ve daha çok transistör koyarak daha iyi CPU lar yapmak yerine bu yanlış kanser (cancer) den dönülmeli bu emek gereksiz milyonlarca çevrim yapan BCD leri ortadan kaldıran CPU ların üretilmeye başlanması iledir.
Şimdi gelelim sayı/ /renk/ses/freakans arasındaki onlu (decimal) ilişkiye/ bu sıralama şu an kabullenmedir.Üzerinde çalışıyoruz.
*****
Sayı..Renk…..nota…şekil****
1…..Kırmızı...Do….. Kare
2…..Turuncu..Re….Dik yamuk
3…..Sarı…… Mi… Üçgen
4…..Yeşil…...Fa….Üçgen elips
5…..Mavi…...Sol…Yuvarlak
6…..Lacivert..La….
7…..Mor ……Si
8…..Beyaz…. **…Elips yuvarlak
9…..Siyah….***
0…..Renksizlik.sessizlik yok

**Buraya başka bir not gelmeli veya 1 oktav 9 notadan oluşmalı .Zira 2 ses arası 9 komadan oluşuyor.
*** Buraya başka bir not gelmeli veya 1 oktav 9 notadan oluşmalı .Zira 2 ses arası 9 komadan oluşuyor.
****Kandisky 1981:49
*****Mustafa Sözen 2003
****** Bence Tüm renklere ait olan sekiler sekar prizma da ki yerine yerleştirilerek yeniden yapılanmalı ve tamamlanmalıdır.

Sonuç: Doğadaki temel kavramların 9+yok 10 tane olduğu görünmektedir.Decimal CPU ortaya çıkınca bu temel özellikler yerli yerine oturarak onlu sayı tabanındaki mükemmel sisteme kavuşacaktır. Bu sayede Renk /ses/sayı vs özelliklerde bakiye kalmayacaktır. Bu durum yeni nesil yapay zekaları daha etkin kılacaktır.
Necmettin Türkoğlu
01.ARALIK.2007 23: 30
http://www.betoser.com
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
sistemondokuz
Yeni MüzikSever
Yeni MüzikSever


Kayıt: Apr 15, 2008
Mesajlar: 2


MesajTarih: 2008-04-15, 01:40:32 Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver
Yazımıza ilginize ve eleştirilerinizi memnuniyet ile karşılıyorum . yeni olan bir fikrin bu eleştilmeside bilimsel etik içerisindedir.

Bu fikir çok yenidir. tamamen bize aittir. Bu fikre ait yazı aradıgınızdada bize ait yazılara rastlayacaksınız.

Ana işimiz decimal bilgisayar sistemleri ve bunun üretilmesinin mümkün olmasına ait bir ekibiz. bu konuda patetntlerimizi aldık.
Şimdi decimal cpu nun uygulama alanlarından olan ses teknolojilerinde nasıl kullanılacagını araştırırken 7 nota var olarak kabul ediyorduk. oysa 8. nota almanlarda var çünkü o arada frekans biraz açılmış. yine Bülent Ersoy TV de TÜRK MUSİKİSİNDE 9 NOTA VAR 8DÜGAH PERDESİ FARKLIDIR DİYOR )

Bir nota 9 komya bölünüyorda cent ise 12 kabullenilmiş ama dogrusu onunda 9 olması gerekir. sis 1 oktavı 7 ye böler iseniz tabiki centteki şişmeyi 12 yaparak bunu dengelemeiş olursunuz.

Logaritmik bir dogrultu ile giden perdelerin 7 ye 9 a ve 12 ye bölünmesi pek manidar degildir.
dogrusu

parmak sayımızın 10 oldugu gibi
9 a 9a 9a sıfırı da dahil ederseniz 10 a bölünmesidir.

bu sayede enstürmanlar ile insan sesi rasında köprü oluşacak buda d,jital teknolji ikle uyumlu hale gelecek.

bana 9 nota 9 koma olmaz demeyin ben yaptıgım araştırmalarda bunun 9 a bölünebilecegini görüyorum.bu konuda uzman olmadıgım için bu konuda bu forumda yardım istedim. Türk musikisinde var olduğunu 8 bildiğimiz kırık nota da denilen ) 8. ve 9. nota nererdedir. Biz aksi takdirde bu notaları labaratuar ortamında yerleştirmek durumundayız. Ama bence dogrusu geçmişten gelen kulakların yerleştirdiği yerdir.


Türk dili ve yapsı 3 lüdür. yani ternary ye yakın. Anglosakson dillerin yapısı 2 lidir. yani binary. Notayı ve batı müzigini oluşturan batılıların 2 li düşünüp 7 nota ve sadece diyezleri kullanması normaldir. bu düşünme mekanizması ve dil yapısı ile alakalıdır. bu konuda size başka bir çalışmayı dilin matematik yapısı üzerine buraya koyacagım.Yanlız o yazı türk dilini binary matematige oturtmaya çalışmış. oysa Türk dili 3 lüdür. 3 lü matematik yapıya oturunca daha ileri seviye uyumluluk ortaya çıkacktır.


Düşünce dil ile meydan bulur , musiki ise dilinritmik ahengidir. bunu ses tellerinin fiziksel yapısı ve kişinin ruh yapısı ile birleşince şifresi kendinde olan bireye özel müzik sesi oluşur.


GIRTLAKTA SES TELLERİNİ İNCELEDİGİNİZDE SAĞLI VE SOLLU SİMETRİK OLARAK 2 TANEDİR. SİMETRİKTİR VE TAM PARARLEL ÇALIŞARAK SESİ OLUŞTURUR.

iŞTE BU DURUM 3 LÜ SES YAPISINI OLUŞTURACAK KANAATİNDEYİM SAĞ SES SOL SES VE ORTADA SESSİZLİK.



Yazdıklarımda ifade etmek konusunda tam ifade edemiyor olabilirim.çünkü çok yeni olan bu konuda başka bir kaynaga ulaşmak zor. bir çok bilgi yi okuyp sekar süzgecinden geçirince bu yazdıklarım ortaya çıkıyor.

sadece kullandıgımız sekar süzgeci bizi bunları yamamıza mecbur kılıyor. Müzik dahisi felan degilim ama elimizdeki sekar tabanlı şablon böyle olmasını gerektiriyor. ve çorap sökügü gibi geliyor. Bu yazdıklarımı bir araya getirebilmekte öyle kolay olmadı. yıllarımı aldı vehiç durmadan devamlı düşünmeyle oldu. araştırma ve yogun düşünme .

Şimdi bu forumdaki arkadaşlar bana Türk musikisindeki 8. ve 9. tartışmalı notanın yerini biliyorsa frekansını yazarsa bu yolda bana yardımcı olacaktır.

Felsefe bilgiye ulaşmada bıkmadan usanmadan yogun olarak çalışmayı gerektirir. Bizde sistemondokuz felsefesinin müzik ile ilişkisini ortaya koymak durumundayız. Zira felsefe olayları ayrı ayrı incelemez . Bir bütün olarak ortaya koymak durumundadır. Felsefecinin ortaya koydugu tezin dogru olması gerekmez. dogruluğunu ispatlamaktaki delil ve mücadelesi esastır.

Şimdi ben doğrulugundan emin ve net olduğum sistemondokuz un ıspatını size burada zaman zaman yazmaya çalışacagım.Burada yazılanların yanında bu müzikal devrimde benimle beraber olmak isteyenlere müteşekkir olacagım.

eleştiriler ise bizim mutluluk kaynagımız olacaktır. Zira bu eleştiriler muhtemelen bizim yanlış istikamete gitmemizi engeleyecekler. Bu işe ömür yeter ise başaracagız yaş 37 yetmez ise bu fikri bu tablolara taşıdık. illaki birileri okuyup bu işe devam edecektir. bugüne kadar geldigimiz yol çok uzun yoldu. Artık yolun hipotez olmaktan uygulamaya geçmesini umuyoruz..

Mesela Serkan Çağrı MODELİ KLARNETİ DUYDUNUZMU. Serkan beyin tarihten beri bilinen sol klarnete yeni bir perdenin eksikliğini hisssederek yeni bir perde ekletmesi ona sol klarnetin serkan çağgrı modeli adını almasını sağladı . ve bu enstürman çok tuttu. işte bu Serkan beyin hissettiklerini cesaret ile ortaya koymasıyla oldu.mUHTEMELEN BİR ÇOK KİŞİ O PERDEDEKİ SIKINTIYI BİLİYORDU AMA EZBERİ BOZABİLECEK CESARETİ GÖSTEREMEDİ.


Sevgili müzikseverler. notada ki bu tarihsel hatayı düzeltecegiz. Bunu ortaya koyduk . uygulamayada sokacagız.
hepinize teşekkür eder saygılar sunarım
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    dinLeFm.Com Forum Ana Sayfası -> Müzik Genel Tüm saatler GMT +10 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Müzikte her yol türküye çıkar EmoLi Müzik 0 Pts Hzr 09, 2008 12:55 am Son Mesajları Gör

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group

Bize Ulaşın |  Msn Messenger |  Dinimiz İslamiyet | Kelebek |  mIRC Mp3 dinle| Radyo dinle | Resim Yükle

 

PhpNuke Tabanlıdır. Tüm Hakları Saklıdır. dinLeFm 2007 - 2008  Msn Destek: msn@dinlefm.com
 Desteklediklerimiz:  Web Stats Müzik indir müzik mIRC Sohbet Odaları sohbet çet müzik indir