Tarih: Sal Oca 15, 2008 3:54 am Mesaj konusu: Diyarbakir Sosyal Yapisi
Dini-etnik yapı
Diyarbakır, bir çok kültürün ve medeniyetin bir arada bulunduğu Anadolu’nun en eski yerleşim birimlerinden biridir. Tarihsel süreçte, göçebe yaşam tarzından yerleşik düzene geçiş ve hayvanların evcilleştirilmesi gibi köklü dönüşümlerin meydana geldiği ilk yerleşim yerleri Diyarbakır’ın içerisinde yer aldığı bölgede oluşmuştur.
Doğu-Batı ve Kuzey-Güney ticaret yollarının en önemli kavşak noktalarının birinde bulunan Diyarbakır, söz konusu yönler arasındaki kültürel değişimde önemli bir rol üstlenmiştir. Tarihten günümüze, bünyesinde barındırdığı farklı dini-etnik alt gruplarla zengin kültürel birikim oluşturmuştur. Süryaniler, Keldaniler, Ermeniler, Kürtler, Araplar ve Türkler, bir bütün olarak, Diyarbakır’ın zengin sosyal dokusunun farklı görünümlerini yansıtmışlardır. Ancak, günümüzde, bu sosyal dokunun ve kültürel zenginliğin giderek zayıflamaya başladığı ileri sürülebilir.
Diyarbakır kent merkezinde, farklı dönemlere ait kültürel izlere, bunlara özgü abidevi yapılara rastlamak mümkündür (Tuncer, 1995:12-17). Bugün surlarda ve diğer yapılarda; Romalılar, Bizanslılar, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Artukoğulları, Eyyübiler, Akkoyunlular ve Osmanlıların izlerine rastlamak mümkündür (Değertekin, 1995:18-19).
Kentleşme
Diyarbakır, günümüze kadar, görece önemli bir kültür ve ticaret merkezi olma özelliğini korumuştur. 1950’den sonra yaşanan kentsel değişim olgusu Diyarbakır’da da etkisini göstermiştir. Bu tarihlere kadar, Suriçi’nde sıkışıp kalan kentsel doku, doğal nüfus artışı ve göçle şehre gelenlerin ihtiyaçlarına cevap veremez duruma gelmiş ve yeni yerleşim alanları oluşturulması gerekmiştir. Yeni yerleşim alanlarındaki temel sorunlar Türkiye’nin diğer kentlerindekilerle benzer özellikler taşımaktadır. (Arı, 2001:37).
1950’lerden itibaren kırsal alanlardan Diyarbakır kent merkezine doğru başlayan göçle birlikte, kırsal alanlardan şehre doğru bir nüfus hareketi görülürken, kent kökenli ve kültürlü elit tabaka bölge dışına göç etmeye başlamıştır. Bu eğilim, 1970’li yıllarda daha da hızlanmış, 1980’li ve 1990’lı yıllarda farklı bir ivme kazanmıştır. Diyarbakır kent merkezinin kültürel, dini-etnik dokusu bu süreçte belirgin ölçüde değişmiştir.
Diyarbakır kent merkezindeki konut alanlarının yüzölçümü 598 hektar olup, bu alan içinde 66.500 civarında konut bulunmaktadır. Konutların yaklaşık 16.000’i, % 24’ü Suriçi Bölgesi’ndeki toplam 15 mahallede, geri kalan % 76’sı ise Kale-Kent dışında 1930’lardan sonra oluşan 15 mahallede bulunmaktadır (Can, 1991). Diyarbakır’da, kilometrekareye düşen kişi sayısı 1927 yılında yaklaşık 13 kişi iken, 2000 yılında 90 kişiye yükselmiştir. Diyarbakır kent merkezinde ise yüz metrekareye (m²) yaklaşık 15 kişi düşmektedir. (DİE, 2000:25).
Göç ve Sonuçları
Bölgede 1980’li yılların ikinci yarısında başlayıp daha sonraki yıllarda yoğunlaşarak artan şiddet olaylarının kent merkezindeki en önemli sonuçlarından biri, göç olgusuna dayalı hızlı nüfus hareketleridir. 1950’li yıllardan itibaren yaşanan ve daha çok ekonomik motivasyona bağlı olarak gelişen ilk dönem göçün aksine, 1990’lı yıllarda giderek yükselme eğrisi çizen ikinci göç hareketi farklı sosyal dinamiklerden kaynaklanmış, ayrıca ani ve kitlesel bir şekilde gerçekleşmiştir.
Kitlesel boyutta yaşanmış olması nenediyle, göç eden gruplar kent merkezindeki mevcut koşulları özümseyememiş, aksine kentsel alanlar hızla kırsal kimliğe bürünmeye (köyselleşmeye) ve gettolaşmaya başlamış; yetersiz olan kentsel altyapı ve üstyapılar bütünüyle tıkanmıştır.
Yaşanan yoğun göç sonrasında, kent merkezinde başta sağlık, eğitim, konut ve istihdam olmak üzere çok boyutlu sorunlar ortaya çıkmıştır. Kadın ve çocuklar arasında, erkekler gruplarla kıyaslandığında, sorunların çok daha farklı ve fazla olduğu bilinmektedir.
Fiziksel yer değiştirme yanında, sosyo-ekonomik çevrenin değişmesi, sosyal destek ağlarının zayıflaması veya ortadan kaldırılması, şehir kültürüne uyum sağlamaya bağlı olarak kadınların ve çocukların sorunları kar topu gibi büyümüştür.
Göç sonrasında, yeni yerleşim alanlarına uyum sürecinde, kadın ve çocuklar açısından mevcut verili değerler sistemi ile sokaktaki yaşam çatışmış, bu durum çocuk ve kadın grupların önemli bir bölümünde davranış bozukluklarına yol açmıştır.
Göç öncesinde tarım ve hayvancılıkla uğraşan, görece üretici bir konumda olan kadınlar göç sonrasında tamamıyla üretimden kopmuştur. Kadınların büyük çoğunluğu, kent ortamında olmalarına rağmen, toplumdan yalıtılmış bir halde yaşadıkları gettolarında, dar mekanlardaki kalabalık aile ortamlarında, töresel ve kültürel baskıya katlanarak yaşamlarını sürdürmek zorunda bırakılmışlardır.
Diğer taraftan, Diyarbakır’da, küçük ve orta ölçekli işletmelerde, kayıt dışı ekonominin kendi kuralları çerçevesinde, çocuk işgücünün kullanıldığı, bir başka anlatımla çocuk istismarının oldukça yaygın olduğu bilinmektedir. Ancak, bu istismarın boyutlarına ilişkin henüz ciddi araştırmalar gerçekleştirildiği söylenemez.
Göç, servet dengesizlerini derinleştirmiş, bu ise asayişsizliğe uygun ortama zemin hazırlamıştır. Kapkaç ve hırsızlık olayları giderek yaygın bir hal almıştır.
Gelenek-görenekler, kadınların toplumdaki konumu
Gündelik yaşamdan başlayarak, kamusal alanda mal ve hizmet üretimine, aile, kent ve ülke genelindeki “karar alma” süreçlerine katılıma değin bir çok konuda erkek ve kadın grup arasında derin eşitsizlikten söz edilebilir.
Erkekler ve kadınlar arasında eşitsizliğe neden olan genel faktörler olduğu gibi, merkezden kırsal alanlara doğru gidildikçe eşitsizliği kadınlar aleyhine artıran ve derinleştiren unsurlar da bulunmaktadır. Bunların başında, erkek egemen ve yaşlı dominant kültürün merkezden çevreye doğru gidildikçe daha belirgin bir şekilde varlığını hissettirmesi; geleneksel değerlerin kırsal alanda merkeze nazaran görece daha yavaş değişime uğraması ve bunun bir tür tezahürü olarak eğitim olanaklarının kadın gruplara eş zamanlı olarak sunulmaması gösterilebilir.
Kadın ve erkek grup arasındaki eşitsizliğin merkezden taşraya doğru gidildikçe daha belirgin hale geldiği ve bu durumda bilgi akışı yetersizliği yanında yaşadığı yerle sınırlı olma düşüncesinin etkin rol oynadığı ileri sürülebilir.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız